18.12.2014
Rota Haber

Arınç, Cemil Bayık sorusunu cevaplamadı

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "Cemil Bayık isimli kişi şöyle bir konuşma yaptı' diye başlayınca bu soruyu bana sormanız ve benden de bu soruya bir cevap gelmesi uygun değil. Ben Cemil Bayık'ın muhutabı değilim. Ben Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin Başbakan Yardımcısıyım" dedi.

Haberi Yazdır Email Gönder
06.09.2013 19:06   Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu
 

Arınç, Cemil Bayık sorusunu cevaplamadı
Arınç, Başbakanlık Merkez Bina'da, Diplomasi Muhabirleri Derneği Başkanı Serkan Demirtaş ile yönetim kurulu üyelerini kabul etti.
 
Bir gazetecinin "Birkaç gündür Kandil PKK üst yönetiminden özellikle Cemil Bayık'tan 'geri çekiliriz, çekilmeyi durdururuz' gibi tehditler geliyor. Bir samimiyetsizlik seziyor musunuz geri çekilmelerde ve iç politikaya dönük malzeme olarak da değerlendiriliyor önümüzdeki seçimler nazara alındığında. Bu yoruma da katılır mısınız? sorusuna Arınç, şöyle cevap verdi:
 
"Geçenlerde bir canlı yayında televizyonda konuyu biraz da fazlasıyla işlemiştik. Amma sorunuza 'Cemil Bayık isimli kişi şöyle bir konuşma yaptı' diye başlayınca bu soruyu bana sormanız ve benden de bu soruya bir cevap gelmesi uygun değil. Ben Cemil Bayık'ın muhutabı değilim. Ben Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin Başbakan Yardımcısıyım. 'Filan kişi böyle bir şey söyledi, siz ne derseniz, sorarsanız' benim de ona cevap vermem, onu bana muhatap yapar. Bu doğru değil. Kim nasıl bir açıklama yaparsa yapsın, bunun herhalde cevabını verecek veya bunu tahlil edip, bunu sonuçlandıracak bir merci vardır. O şu arada ben değilim. Ama çözüm sürecini bir bütün olarak, global olarak düşündüğümüzde bu konunun takipçisiyiz."
 
Arınç, Türkiye'nin yıllardır muhatap olduğu terörden kurtulması ve terör örgütünün silah bırakmasıyla, fikirlerin veya siyasetin konuşulacağı noktaya gelinmesinin kendilerinin amacı olduğuna dikkati çekti.
 
- "Hepsi takibimiz altında olan konular"
 
Çok fazla kan döküldüğünü, çok fazla insanın göz yaşı döktüğünü ve Türkiye'nin artık o acı günleri hatırlamak istemediğini çok iyi bildiğini ifade eden Arınç, şöyle konuştu:
 
"Hükümetimiz, Milli İstihbarat Teşkilatının başlattığı bir süreci olumlu ve soğukkanlılıkla sürdürmeye devam ediyor. Öcalan'nın verdiği talimatları yerine getirirler veya getirmezler, çekilmede bir gecikme yaşanır veya istenen sürece gelmiş olur bunların hepsi takibimiz altında olan konulardır. Ancak terör örgütünün lideri, yöneticisi veya söz sahibi olduğunu iddia eden kişilerin günübirlik söylemlerine karşı bizim söyleyeceğimiz hiçbir şey yoktur. Tek şunu söyleyebiliriz çözüm süreciyle ilgili olarak; Biz soğukkanlılıkla bu meseleyi götürmek ve sonuçlandırmak istiyoruz. Bunun için de hem davranışlarımız hem konuşmalarımız şiddetten ve silahtan uzak olmalı, terörü bitirmeye odaklanmalıyız. Günübirlik birilerinin güç gösterisi, hedef saptırması veya dikkatleri başka noktalara çekmesi gibi ayrıntılarla meşgul olmamalıyız.
 
Eğer BDP, eğer bu ismini verdiğiniz şahıs, çözüm süreciyle kendilerini ilgili görüyorlarsa, onlar da bizim gibi yapmalı. Bir, Türkiye'den silahlı unsurlarının biran önce yurtdışına çıkmaları onların sorumluluğundadır. Bunları gerçeleştirmeleri gerekir. İkincisi yine çözüm sürecinin içinde kalmakla birlikte dağa insan kazandırmak, dağa insan kaldırmak, fidye istemek veya yol kesmek, kontrol yapmak veya kanunlarımızın suç saydığı fiilleri işlemek noktasında gelişigüzel davranmak gibi sorumsuzluklardan da kaçınmaları gerekir. Çünkü çözüm sürecinin içinde olmamız kanundışılıkları onayladığımız anlamına gelmez. Bu yüzden çok fazlasıyla konuşan dillerinin birazda fazla uzadığını gördüğümüz kim varsa kendilerine çekidüzen vermeliler. Türkiye Cumhuriyeti devleti, hükümeti bir hukuk devletidir. Hukuk devletinin içinde kalarak bu çözüm sürecinin başarıya ulaşmasını istiyoruz. Tehditlere aldırış etmeyiz. Aba altından sopa göstermeyi kabul etmeyiz, şiddeti çağrıştıran uslüp, bizim uslübumuz hiçbir zaman olamaz. Herkes aklını başına toplasın."
 
- "Bizce beklenen bir noktaydı"
 
Bülent Arınç, Mısır'da İhvan hareketinin yasaklanmasıyla ilgili soru üzerine, İhvan'ın yasaklanmasının beklenen bir gelişme olduğunu söyledi.
 
Bunu olumsuz bir gelişme olarak nitelendiren Arınç, "Ama böyle bir darbe yönetiminden kendilerine en büyük rakip gördükleri, Mursi'nin de içinden çıktığı bir harekatı yasaklaması en olumsuz bir noktadır. Bizce beklenen bir noktaydı. Bunu fevkalade kötü görüyorum, olumsuz görüyorum" diye konuştu.
 
İhvan hareketinin çıktığı 1920'li-30'lu yıllardan bu yana hiçbir şekilde Mısır'da şiddete bulaşmadığını belirten Arınç, bu hareketin bilimsel bir yönü olduğunu ifade etti. Bülent Arınç, "Bizim neslimizde profösör Seyit Kutup'tan, Muhammet Kutup'a kadar, Abdulkadir Hudeh'ten arkadaşlarına kadar hep bilimsel noktada sadece İslamın güzelliklerini anlatarak halkı bilinçlendirme gayesine matuf bir hareket olarak gördük" dedi.
 
- "Seçimlerin yine ayrımcılık kokan bir seçim olacağını ortaya koyuyor"
 
İhvan'ın son zamanlarda bir siyasi hareket olarak ortaya çıkmasının, şiddetten uzak kalmalarının bir sonucu olduğunu belirten Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Kurdukları parti, seçimlere girmeleri ve Mursi'nin yüzde 52 oyla Mısır'ın iradesinin tecellisi olarak cumhurbaşkanı seçilmesi demokrasinin bir gereğidir. Şimdi darbeyi yapanlar bu hareketi geçmişte Abdül Nasır'ın yaptığı gibi, daha sonrakilerin yaptığı gibi yasaklamak istiyorlar. Çünkü Mısır halkı bu harekata serbest ve kendi iradesiyle her zaman sahip çıkmıştır. Bu kötü sonuçlar meydana getirecektir. Halkı şiddet kullanmaya belki de teşvik edecektir. İhvan bunu onaylamayacaktır ama bu kadar zulüm ve bu kadar haksızlıklara karşı halkta yeni bir bilinçlenme oluşacaktır.
 
İhvan hareketinin yasaklanmış olması bundan sonraki seçimlerin de yine ayrımcılık kokan bir seçim olacağını ortaya koyuyor. Halbuki darbeyi yapanlar ilk gün herkesi kucaklayacak bir demokratik seçimi hızla gerçekleştireceklerini söylüyorlardı. Şimdi milyonlarca insanın hareketini yasaklayan bir zihniyetin seçimi yine kendi yandaşlarıyla yapacaklarını gösteriyor. Bu Mısır adına büyük bir kayıptır. Yasak, daha ikinci ayda veya üçüncü ayda bu darbeyi yapanların kendilerini inkar ettikleri de açıkça ortaya koymaktadır. İhvan hareketi neredeyse 80 yıldan beri sadece Mısır'da değil, orada doğmuştur ama Suriye'de de Ürdün'de de İslam ülkelerinin pek çoğunda da barışçı yöntemlerle yürüyen bir halk ve fikir hareketidir. Onu yasaklamak darbenin kendi baskıcı, diktacı ve ayrımcı yönünü ortaya koymaktadır."

-CHP'nın Mısır ziyareti

 Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, CHP'nin Mısır ziyaretiyle ilgili, "Şimdi Mısır'a gidipte darbeci rejimle birlikte olmak ve onlarla fotoğraf çektirmek ne kadar fayda sağlayacak? Doğrusu bundan emin değilim" dedi.
 
Arınç, Parlamento Muhabirleri Derneği heyetini kabulü sırasında gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.
 
CHP'nin Mısır ziyaretinin sorulduğu Arınç, dün Sabah Gazetesi'nde Sahil Memecan'ın karikatürüne birkaç defa baktığını ve karikatürün çok da hoşuna gittiğini belirterek, "Umarım böyle bir ziyaret düşünülmüyordur. Yani tankların önüne geçip fotoğraf çektirmek, poz vermek, 'Ne kadar da özlemiştik' diyerek nostalji yapmak. Bazen bir karikatür onlarca kitaba bedeldir" ifadesini kullandı.
 
Ziyaretle ilgili iyimser olmak istediğini vurgulayan Arınç, CHP'nin bu ziyaretiyle hem Mısır hem de Mısır-Türkiye ilişkileri adına iyi şeyler yapmayı düşünüyorsa böyle bir ziyaretin belki faydalı olabileceğini dile getirdi.
 
Arınç, "Ama bir diktatörlük rejimi var. Bir darbe rejimi var. Bu darbe rejiminin temsilcileriyle bir görüşme yapılacak. Bu görüşmeden nasıl bir fayda umulabilir mesela İhvan'ın yasaklanmış olması karşısında, Mursi'nin kendi seçtiği, milli savunma bakanı ve genelkurmay başkanı yaptığı bir insan ona karşı bir darbe yapıp kendisini cezaevine göndermiş ve hala özgürlüğünden mahrumsa. O kişilerle konuşmasının Türkiye adına nasıl bir fayda doğurabileceğini şahsen merak ediyorum" diye konuştu.
 
- "Maliki ile ne konuştuklarını bilmiyoruz"
 
CHP'nin önce Irak'ı genel başkan katında ziyaret edip Maliki ile görüştüğünü anımsatan Başbakan Yardımcısı Arınç, şöyle konuştu:
 
"Daha önce kendisi gitmedi ama milletvekilleri 6 kişi, 7 kişi Esat'a gittiler. Esat ile birlikte fotoğraf çektirdiler. O fotoğraflar Türkiye'de günün konusu oldu. Şimdi Mısır'a gidipte darbeci rejimle birlikte olmak ve onlarla fotoğraf çektirmek ne kadar fayda sağlayacak? Doğrusu bundan emin değilim. Şunu yapabilirler; Kılıçdaroğlu ve onun partisi bugün Ortadoğu'da bazı rejimlerle duygusal bir beraberlik içinde. Suriye'ye gidiyorlar, Esat ile birlikte oluyorlar. Irak'a gidiyorlar Maliki ile birlikte oluyorlar. Mısır'a gidiyorlar diktatörlerle veya darbecilerle birlikte oluyorlar. Aynı beraberliği İran ile de birlikte yapabilirler. Yani bu ziyaretlerine bence İran'ı da eklemeleri lazım. Lübnan'ı da eklemeleri lazım. Bu da yeterli değil, Nasrallah ile de görüşmeleri lazım veya Mukteda El Sadr ile de görüşmeleri lazım. Çünkü bu duygudaşlık onların CHP'yi çok sevdiği, onlara karşı kuçak açtığı, onları büyük bir hüsnü kabulle karşılayacağı anlamına da gelebilir. Ne demek istiyorum; evet Avrupa Konseyi'ne gittikleri zaman konseyin genel sekreteri kendilerine randevu vermemiş olabilir. Birlikte basın toplantısı yapamamış da olabilirler veya demokratik Avrupa ülkeleriyle, ABD ile veya bir başka ülke ile çok yakın ilişki de kuramıyor olabilirler. Çünkü bir sosyal demokrat parti olmanın dışında başka özellikleriyle biliniyorlar Avrupa'da. Hatta Cumhuriyet Halk Partisi içindeki bazı üyelerinin ve bazı davranışlarıyla bir faşist parti hüviyetinde de tanınıyor. Ama ortadoğuda bu dediğim ilişkileri kurabilecek hatta bunda başarı sağlayabilecek bir noktadalar.
 
Irak'tan Bağdat'a gittiler. Yeşil bölgenin dışına çıkamadılar. Bir Kerkük ziyareti olamadı. Bir Necef ziyareti olamadı. Sistani ile görüşemediler. Bütün bu eksiklikleriyle birlikte yine onlar nezdinde şunu yapabilirler; hemen Esad ile görüşmeye gitmeliler. 'Artık bu zulüm yeter. Silahları susturun. Ülke parçalanmasın. Mezhep kavgası çıkmasın. Suriye'nin toprak bütünlüğü ile birlikte, farklılıklarıyla birlikte yaşayan bir ülke olmasını istiyoruz. Kimyasal silah da kullandın ama artık yeter' diyebilirlerse bence faydası olur. Maliki ile ne konuştuklarını bilmiyoruz. Keşke aynı şeyleri onlara da söyleselerdi. İran'a gitseler, Esad'a olan desteğinizi kesin artık. Sizin gönderdiklerinizle bu güne kadar yapılanları biliyoruz' deseler. Lübnan'a gitseler. Daha önce Suriye'ye gittiklerinde bir gazetecimizin kurtuluşu için Esad'tan ricacı olmuşlardı. Şimdi orada iki tane pilotumuz var. O pilotların yerlerini biliyoruz, ama çatışma yapmadan, onların can güvenliklerine zarar gelmeden onları kazanmak istediğimiz için oldukları yerde bekletiyoruz. Belki müzakere yoluyla onları almak istiyoruz. Lübnan'daki nüfuslarını o iki pilotumuzun kurtuluşu amacıyla rahatlıkla kullanabilirler. Yani Nasrallah'a gidebilirler. Mesela ona diyebilirler ki 'Siz Suriye'ye savaşçı gönderiyorsunuz. Bunlar 5 bin kişidir, 10 bin kişidir. Ellerinde silah Esad ile birlikte savaşıyorlar. Kan dökülüyor. Ne olur artık kan dökülmesin. Rica ediyoruz sizden' deseler ne kadar faydalı olur. Mısır'a gitseler. 'Mursi'yi serbest bırakın' deseler. 'İhvan'ı yasaklamayın' Bizim için Mısır'ın bütünlüğü önemlidir. Süratle seçimlere gidin. Yeni anayasanızı ne zaman yapacaksanız yapın. Biz de size tecrübelerimizden birşeyler katalım deseler fevkalede güzel olur."
 
- "Onlar bizi CHP'den daha iyi bilirler"
 
CHP heyeti, Mısır'da iyi karşılanıp, güzel ağırlanıp, sırtları sıvazlanarak Türkiye'ye döneceklerse bundan bir fayda sağlanamayacağını ifade eden Arınç, şöyle devam etti:
 
"Bugün, Irak hergün 100'e yakın insanın öldüğü bir yer. Şiiler ile Sünniler çatışma içinde. Gidildiği zaman onlara şu söylenmeliydi; mezhepçilik kötü bir şey, yapmayın bunu. Siz hepiniz değerlisiniz, hepiniz kıymetlisiniz. Siyasette mezhepçilik olmaz. Bu Irak'ın kuzeyiyle, merkeziyle bir bütün olarak yaşaması önemlidir. Biz Türkiye olarak buna destek vereceğiz. Biz anamuhalefet partisiyiz. Yarın iktidara gelme iddiamız da var. Siz bunları başarabilirseniz, biz de bunları başarmış, Türkiye ile ilişkileri güçlendirmiş bir anamuhalefet partisi olursak, yarın seçimlerde bunu ortaya koyarız ve halkımız bize bunun için daha fazla oy verebilir. Bunu söyleyeceklerse, bunu başarabileceklerse ben de bu ziyaretlerin elbette faydalı olacağını düşünürüm. Ama gene aynı noktada ayrımcılık içinde kalıp da bu söylediklerimizin dışında 'Türkiye'de öyle bir hükümet var ki kardeşim bizim aramızı onlar açıyor zaten. O hükümetten bir kurtulsak siz de yaşadınız, biz de yaşadık' diyeceklerse buna ihtiyaçları yok. Onlar bizi CHP'den daha iyi bilirler."
 
- "Sayıyı müzakere edecek noktada değiliz"
 
Bülent Arınç, "Son dönemde Suriye sınırındaki yığılmalar da artmaya başladı. Kimyasal silahların kullanılmasıyla birlikte ciddi bir göç oluştu. Sınır kapılarında ciddi bir sorun olduğu belirtiliyor. Buna yönelik bir tedbir var mı?" sorusu üzerine, Suriye meselesinin yeni bir mesele olmadığını, 2,5-3 yıldır Türkiye'ye gelenlerin sayısının kamplarda, konteynır kentlerde misafir edilenlerin sayısının 250 bini geçtiğini söyledi.
 
Arınç, şehirlerde kendi imkanlarıyla ya da yine hükümetin katkılarıyla hayatını devam ettirenlerle bu sayının 550 bine ulaştığını da bildirdi.
 
Bu 550 bin insana her gün yeni sığınmacılar eklendiğini, bunları yeme, içme ve barınma konusunda başarıyla misafir eden Türkiye'yi herkesin tebrik ve taktir ettiğine dikkati çeken Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Hatırlayın Ahmet Davutoğlu Bey, '100 bin eşiğini aşarsa bu önemli bir rakamdır' demişti. Hatta yanlış anlaşıldı, '100 bini aşarsa sınırları kapatacak mısınız?' dediler. Biz bunu insani amaçla yapıyoruz. Can kaygısıyla Türkiye'ye sığınan, orada kaldığı taktirde ölecek insanları biz Türkiye'ye kabul ediyoruz. Onun için bir sınırlama yapmamız mümkün değil. Ancak Suriye'de tekrar sükunet avdet eder, silahlar susarsa o zaman Türkiye'ye geçişler belki azalabilir. Tabii Türkiye gibi Lübnan'da da, komşu ülkelerde Ürdün'de de 100 binlerce insan barınmaya çalışıyor. Bu tam bir trajedidir. Sınırda 910 kilometre beraberliğimiz var. Oradan atılan mermi, Türkiye'de insan yaralıyor veya ölümüne sebebiyet veriyor. Bırakın sınır kapılarını, sınırlardan can havliyle kaçanları biz konuk etmeye çalışıyoruz. Hudut kapılarımız var bunların kısmen işleyip işlemediğini herkes biliyor. Bazılar güvenlik sebebiyle zaman zaman da kapatılabiliyor.
 
Biz mümkün olduğu kadar can kaygısıyla Türkiye'ye sığınmak isteyen herkese bu imkanı vereceğiz. Bunun için de başta AFAD olmak üzere Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay'ın başkanlığında, İçişleri Bakanlığımız, Dışişleri Bakanlığımız, valilerimiz, kaymakamlarımız bütün hazırlıklarını yapmış durumdalar. Sayıyı müzakere edecek, münakaşa edecek noktada değiliz. Bu yığılmaları, eğer 9 Eylül'den sonra ABD'nin de öncülüğünü yaptığı bir harekatla Suriye içinde bir güvenli nokta oluşturabilirse, oradan buraya kaçmak isteyen, hayatını kurtarmak isteyen insanlar için bir güvenli alan meydana getirilebilirse, uçuşa yasak bir bölge olacaksa, ondan sonra bu sığınmacıların sayılarında belki bir azalma olabilir diye düşünüyorum."
 
- "Maalesef Rusya ve Çin'in vetosu devam etmektedir"
 
"Suriye'de bir güvenli bölge kurulursa bunun başında Türkiye mi bulunur, yoksa BM mi?" şeklindeki bir soru üzerine ise Arınç, şu görüşleri dile getirdi:
 
"Bu tür olaylarda, kimyasal silah da kullanıldıktan sonra birinci iş, bütün dünyanın gözünü diktiği tek yer BM Güvenlik Konseyi'nden vetosuz bir kararın çıkmasıdır. Maalesef Rusya ve Çin'in vetosu devam etmektedir. Güvenlik Konseyi de bu konuda bir karar alamamıştır. NATO'nun kendi işi değil. Ancak Türkiye'ye karşı bir sınır aşan, Türkiye'nin güvenliğine zarar verecek bir eylem olduğu takdirde, Rasmussen de açıkladı ki 'Biz Türkiye'nin yanında yer alacağız'. Şu anda o da söz konusu gibi görünmüyor.
 
Kosova'ya veya Bosna'ya yapılan bir gönüllüler koalisyonu müdahalesi de şu ana kadarki müzakerelerle bir sonuç vermedi. Kala kala ABD veya ABD ile birlikte olacağını söyleyen, hangi ülkelerdir bilemiyorum, onlar bir sınırlı veya kapsamlı veya programlanmış bir müdahaleden bahsediyorlar. Bunun içeriğini 9 Eylül'den sonra göreceğiz. Bunun içerisinde Türkiye bir rol alacaksa biz, bize verilen görevi yapmaktansa o işin içerisinde planlayıcı olarak bulunmayı da uygun görebiliriz. Bunların hepsini, Dışişleri Bakanlığımız, hükümetimiz, günü geldiğinde, zamanı geldiğinde farklı senaryolar üzerinde çalışmasını somut olarak ne yapacağı konusunda sizlere mutlaka, milletimize daha doğrusu, ilan edecektir. TBMM'ye belki konuyu getirecektir. Bunların hepsini önümüzdeki bir hafta içerisinde umuyorum ki göreceğiz."
 
 
 
 
 
 
 
 


  Ad Soyad
    Mesajınız
 
Dikkat: Yazılan yorumlardan yazanları sorumludur. Rotahaber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Adli merciler yorum yazanların IP numaralarını istediğinde yasa gereği vermek durumundayız.
 
Bu habere henüz yorum yapılmamıştır...




 
 
 
Reklamlar