26.10.2014
Rota Haber
Gezi olaylarının küresel içyüzü
Gezi Parkı olayları, seküler dünyanın kendi içinde yaşadığı Büyük Türkiye alerjisinin kızıl bir belirtisidir gerçekte. Türkiye’deki halkların tedirginliğinden ziyade, temelinde yüzlerce filozofun, aydının, ideologun katkısı olan Seküler Batı Medeniyetinin obsesif derecede bir kaygısıdır yaşananlar.
Haberi Yazdır Email Gönder
18.06.2013 12:09   Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu
 



Oğuz DÜZGÜN
Rotahaber

Türkiye son yıllarda haddini aştı kimi küresel güçlere göre. Çünkü Türkiye onların izin verdiğinden daha fazla büyüdü, daha fazla güçlendi, daha fazla özgürleşti...

Türkiyelilerin hayalleri de büyümeye başladı bu sırada. Kimi haddini bilmezler büyük bir “Dünya Birliği” kurmayı bile hayal etti mesela.

200 yıldır çeşitli küresel tezgahlarla ülkeleri sömürülen Müslüman milletler de Türkiye’deki uyanışa özendiler ve baharlarına uyandılar.  

Seküler küresel güçlerin kollektif zihnindeki Müslüman imajı, Arakan’daki, Afrika’daki gibi ezilmiş, bastırılmış ve öz güveni çalınmış bir Müslüman proto tipiydi.

Müslümanların Türkiye’de olduğu gibi emsalsiz bir yükselişe namzet olacakları, dünyadaki seküler sistemin alternatifi yeni bir küresel sistemi inşa etmeye başlayacakları akıllarının ucundan bile geçmedi.

Ama beklemedikleri bu gelişme yaşandı. Türkiye BM’nin, AB’nin, NATO’nun adalet dışı uygulamalarını eleştirdi. Bu adaletsizlikleri eleştirmekle kalmayıp, daha adil bir dünyayı oluşturmak adına çözüm önerileri de üretti.

Mesela Türkiye, İsrail’in Ortadoğu’da tek söz sahibi lider bir ülke olmasını engelledi. Bugünkü küresel sistemin alternatifi olan adil bir dünya seçeneğini gösterdi Ortadoğu halklarına.

Rusya’nın da bu güç çekişmesine dahil olup Akdeniz’e inmesiyle birlikte, Ortadoğu tek bir küresel gücün istediği gibi at koşturacağı bir alan olmaktan çıktı.

Evet yaşadığımız bu 31 Mayıs vakası da, Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşanan 31 Mart vakasında olduğu gibi, tahrik edilmiş kalabalıkların küresel güçlerin emelleri uğruna kullanılmasından ibaret.

Gezi Parkı olayları, seküler dünyanın kendi içinde yaşadığı Büyük Türkiye alerjisinin kızıl bir belirtisidir gerçekte.

Türkiye’deki halkların tedirginliğinden ziyade, temelinde yüzlerce Batılı filozofun, aydının, ideologun katkısı olan Seküler Batı Medeniyetinin obsesif derecede bir kaygısıdır yaşananlar.

Afrika’nın, Asya’nın bütün zenginliklerini sömürerek elde ettikleri “kanlı kapital” üzerine tesis ettikleri; maneviyatı yok sayan seküler dünyaları, ilk defa Türkiye’de kurulan Âdil Dünya hayaliyle tehdit ediliyordu çünkü.

Dünya istedikleri gibi çalıp oynadıkları bir mekan olmaktan çıkacaktı artık. Yüzlerce yıl boyunca dünya insanlarına adalet diye sundukları fıtrat cinayetleri, Türkiye tarafından suç üstü yakalanmıştı çünkü.  

BM, AB ve NATO gibi küresel oluşumların Filistin, Suriye, Arakan benzeri “Müslümanları” ilgilendiren ileri derecedeki sorun alanlarındaki eylemsizliklerine rağmen, Fransa, İngiltere, Almanya, ABD gibi ülkeleri ilgilendiren en hafif sorun alanlarına anında müdahale etmeleri adaletsizliğin apaçık bir ispatıydı aslında.

Belli ki son 200 yıl içinde inşa edilen bu küresel sistem, kazan-kazan anlayışına göre değil de, “kazanayım-kazanayım-hep ben kazanayım” anlayışına göre inşa edilmişti.

Dünya tarihinde ilk defa, küresel seküler mühendislerin kurguladıkları bu “güçlüden yana dünya” sistemi, Anadolunun bağrında yetişen mütefekkirler tarafından; kökleri Kur’ân’a uzanan bir Gerçek Adalet anlayışıyla ciddi bir biçimde sorgulanmıştı.

Tüm dünyada yeni bir Gerçek Adalet sistemi kurmayı hedefleyen bu yerli anlayış, Bediüzzamanlar, Necip Fazıllar, Cemil Meriçler ve Sezai Karakoç gibi Türkiyeli mütefekkirler tarafından yürek yürek dokunarak inşa edilmişti.

Seküler ideolojilerin Türkiye kovanında ürettikleri medeniyet, fıtratı, adaleti, insan haklarını katleden zehirli bir baldı gerçekte.

Anadolu kovanını işgal eden ve haksızlık zehirleri üreten seküler ideolojiler bu yeni dönemde tüm çıplaklığıyla ortaya konmuştu. 

İslam’ın evrensel değerlerine dayalı yeni bir dünya sistemi üretme çabasında olan Anadolu anlayışına; mevcut hükümet de uygulamalarıyla can verdi, yol açtı.

Kökleri Kur’an’ın adalet ruhuna dayanan bu Anadolu anlayışı, seküler kaynakları değil, Anadolu’nun ve İslam âleminin 1400 yıllık adalet tecrübelerini referans alan âdil bir dünyanın bu çağda da inşa edilebileceği ümidini oluşturdu milletimizde.

Eğer insanı ahsen-i takvim makamına çıkaracak bu anlayış bir kere uygulanırsa, bütün dünyanın Türkiyeli bu Gerçek Adalet anlayışına râm olacağını anladılar ve bu gidişi önlemek için böyle bir kumpası hazırladılar başımıza.

Ama iş işten geçmişti artık. Dünya çoktan beridir bir köy hükmünü almış; Türkiye’de uyanan ve gücün değil hakkın üstünlüğüne dayanan Adalet anlayışı kıtalar aşıp bütün İslam dünyasını sarıp sarmalamıştı.

Uyanan bu kollektif şuur, İslam âleminin Endülüs’teki, Buhara’daki yüksek makamına yeniden yükselebileceğinin sinyallerini vermişti.

Bu yeni dönem sadece Müslümanların gerçek değerini kazanacağı bir dönem de olmayacaktı. Bütün dünya insanlarının adalet açlığı, yepyeni bir dünya birliği tesis edilerek tatmin edilecekti.

Bu anlayış hayata sokulamazsa, dünyayı yöneten güç merkezleri Allah’ın mülkü olan bu kürre-yi arzı birer sahte ilah gibi sahiplenmeye; yer küreye halife olarak gönderilen değerli insanların kaderlerini kendi menfaatleri doğrultusunda belirleme tiranlığına soyunmaya devam edeceklerdi.

Sevinelim ki, bağrımızdan doğan bu Gerçek Adalet anlayışı yaşlı dünyamızın damarlarına artık enjekte edilmiştir.

Son iki yüz yıl boyunca adalet genleriyle oynanarak materyalist bir ruh öğütme makinesine çevrilen dünyamız, damarlarından en hayati organlarına ulaşmakta olan Gerçek Adalet dönüşümünün titremesini yaşıyor bugünlerde.

Bu olaylarla anlaşılmıştır ki, Osmanlının son payitahtı olan İstanbul; dünyanın bile hâli hazırdaki değişim başkentidir.

İstanbul’da başlayıp dünyanın rotasını yeni bir âdil medeniyete döndüren süreci, yine İstanbul’da baltalayıp bu gidişi engelleyebileceklerini düşünmüş olmalıydılar.

Halbuki AB’nin, BM’nin ve bütün seküler oluşumların ideallerini ve vaadlerini tükettiği böyle bir dönemde adalet için tek umut olan Türkiye’ye dönük böyle çirkin bir saldırı, Türkiye’yi haklılaştırmaktan başka bir işe yaramayacak.

Çünkü Türkiye, Gerçek Adalet dönüşümüne karşı direnen hastalıklı seküler sistemin bu tehditlerine boyun eğmeden yoluna devam edecek.

Bu süreç Türkiye’den ziyade, Yunanistan gibi kendi sorun alanlarıyla enerjisini çoktan tüketen AB’nin zararına olacaktır. Türkiye ise AB’siz bir yol haritası belirleyebileceğini, Gerçek Adalet mücadelesinde dim dik ayakta durarak kanıtlayacak.

Şunu da söyleyelim ki, eğer gen kodları değiştirilmiş bu hastalıklı dünya Türkiye’yi bu yeni haliyle kabul etmezse, Türkiye kendi âdil ve sağlıklı dünyasını inşa edecek; o dünyada soluk alıp vermeye devam edecek.

Eğer Türkiye; Balkanları, Asya’yı, Afrika’yı, Güney Amerika’yı ve bütün İslam dünyasını içine alacak yeni bir adalet sistemini inşa etmeye hemen başlarsa, uzun zamandan beri tohumları ekilen “kardeşleşme” sürecini kurumsal bir Adalet Birliği haline getirebilirse, seküler dünya bu âdil güce karşı saygılı olmayı seçecektir.

Din karşıtı küresel cephenin saldırılarından rahatsız olan dindar Hıristiyanların da destekleyerek iştirak edecekleri bu yeni dönem, maddeci küresel düzeninin dönüştüğü yeni bir “mâneviyat dönemi” olacak.

Ve menfaate dayanmayan, bu gerçekten âdil dünyada; solundan sağına, dindarından az dindarına, Müslüman’ından Hıristiyanına herkes rahat bir nefes alacak.

“Evet ümidvar olunuz. Şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sada, İslam’ın sadası olacaktır!”

Oğuz DÜZGÜN / Rotahaber
oguzduzgun@gmail.com

 
 
 
 
 
 
 
 


    Ad Soyad
    Mesajınız
 
Dikkat: Yazılan yorumlardan yazanları sorumludur. Rotahaber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Adli merciler yorum yazanların IP numaralarını istediğinde yasa gereği vermek durumundayız.
 
Bu habere henüz yorum yapılmamıştır...




 
 
 
Reklamlar